Bir özgeçmişten fazlası
Önce yol yüründü; sonra o yolun insanda bıraktığı iz, söze ve esere dönüştü.
Muhammed Rıdvan Sadıkoğlu; eğitimci, eğitim yöneticisi, araştırmacı yazar ve kendisini en çok “fikir işçisi” sözüyle tarif eden bir saha insanıdır. Eğitim, psikoloji, ilahiyat, sosyoloji ve hukukla kurduğu çok disiplinli çalışma çizgisini masa başında kapalı bir bilgi alanı olarak değil; insanın gerçek hayatına, kırılmalarına, inancına, ilişkilerine ve toplumsal sorumluluğuna açılan bir düşünme imkânı olarak görür.
Onun eserleri ile atölyeleri arasındaki bağ tam burada kurulur: Yazı, hayattan kaçılan bir sığınak değil; görülen, işitilen ve artık görmezden gelinemeyen insan hâllerine karşı verilmiş uzun soluklu bir vicdan cevabıdır.

Varlık sancısı
İnsanın gerçek eğitimi, başkasının mahrumiyetini kendi meselesi saydığı yerde başlar.
1996 yılında başlayan eğitim yolculuğu, resmî bir görevin sınırları içinde kalmadı. Köy yolları, kerpiç evler, okula ulaşamayan çocuklar, imkânsızlık karşısında sessizce direnen aileler ve hayatın görünmeyen yükünü taşıyan insanlar; yıllar sonra yazılacak eserlerin ilk cümlelerini henüz kâğıda düşmeden kurdu.
Elli üç köy ve mezrada yürütülen çalışmalar, okulla bağı kopan çocukları yeniden eğitime kazandırma çabası, toplumsal dayanışmayla yükselen sekiz derslikli okul, binlerce öğrenciye ulaştırılan destekler ve yüzlerce kız çocuğunun eğitimine açılan imkânlar; bugün anlatılan düşüncenin yalnızca teoriden ibaret olmadığının yaşayan hafızasıdır.
“İnsan insana emanettir” sözü, bir çalışma başlığı değil; bilgiyi, imkânı, sözü ve sorumluluğu başkasının hayatından ayrı görmeme ahlâkıdır.
Yolun ana durakları
Bir meslek çizgisinden, bütünlüklü bir insan ve düşünce çalışmasına.
Sahayla başlayan öğretmenlik
Çocuğu yalnız sınıfta değil; ailesi, yoksunluğu, coğrafyası ve geleceğiyle birlikte gören eğitim anlayışı bu dönemde şekillendi.
Eğitim yöneticiliği ve kurum tecrübesi
İnsan, kurum, sorumluluk ve adalet arasındaki ilişki; öğretmenlikten yöneticiliğe uzanan uygulama alanında sınandı.
Çok disiplinli düşünce zemini
Eğitim, psikoloji, rehberlik, ilahiyat, sosyoloji ve hukuk okumaları; insanı tek bir açıklama kalıbına sıkıştırmayan bütünlüklü yaklaşımı besledi.
Kalemin şahitliği
İnsan, inanç, kadın, aile, eğitim, Kerbelâ, adalet, merhamet ve toplumsal sorumluluk meseleleri yıllara yayılan eserlerin ana damarlarına dönüştü.
Dijital külliyat ve Okur Kapısı
Kitabın son sayfasında bitmeyen; PDF, sesli müzakere, analiz, okur mektubu ve kişisel kütüphaneyle devam eden yeni bir okuma düzeni kuruldu.
İnsan İnsana Emanettir
Eser, atölye, grup müzakeresi, birebir eşlik ve kurum çalışmalarını aynı ahlâk ve yöntem içinde buluşturan canlı çalışma zemini doğdu.
Çalışma alanları
İnsanı parçalamadan anlayabilmek için disiplinleri birbirine açmak.
Bu alanlar akademik başlıkların yan yana sıralanması için değil; aynı insan gerçeğinin farklı yüzlerini birlikte okuyabilmek için bir araya gelir.
Eğitim ve rehberlik
Çocuk, genç, öğretmen, aile, kurum kültürü ve eğitimin insan yetiştirme sorumluluğu.
Psikoloji ve insan
Kişinin kendisiyle ilişkisi, iç muhasebe, anlam, sınır, güven, kayıp ve hayat yönü.
İlahiyat ve inanç
İman, şüphe, din dili, kader, irade, gösteriş, sorumluluk ve vicdan arasındaki bağ.
Sosyoloji ve toplum
Aile, kadın, gençlik, yoksulluk, göç, damgalanma, toplumsal hafıza ve dayanışma.
Hukuk ve adalet
Haklılık ile adaletin ayrımı, insan haysiyeti, kurum sorumluluğu ve hakkın korunması.
Yazı ve eser
Düşüncenin yapıya, tecrübenin sahici dile ve dağınık malzemenin bütünlüklü esere dönüşmesi.

Yaşayan külliyat
Her eser başka bir yaraya bakar; bütünü aynı insanlık sorusuna çıkar.
Bugün yayımlanmış on iki fiziki eser ile yayına hazır yirmi beş eser, birbirinden kopuk kitaplar yığını değildir. İnsan İnsana Emanettir’den Kerb-ü Belâ’ya, eğitim ve aile çalışmalarından kadın, inanç, merhamet ve iç muhasebe metinlerine kadar bütün külliyat; insanın sözüyle hayatı, inancıyla sorumluluğu ve kendisiyle başkası arasındaki mesafeyi sorgular.
Çalışma ahlâkı
Yöntemi taşıyan altı ilke.
İnsanı araçlaştırmamak
Katılımcıyı müşteri, okuru sayı, hikâyeyi tanıtım malzemesi olarak görmemek.
Hazır cevap dağıtmamak
İnsanın kendi sorusunu kurmasına, bağlamını görmesine ve karar sorumluluğunu taşımasına alan açmak.
Söz ile hayatı ayırmamak
Okunan metnin gündelik davranışta, ilişkide ve sorumlulukta nasıl karşılık bulduğunu araştırmak.
Mahremiyeti korumak
İnsanın kırılganlığını teşhire değil; dikkatli, ölçülü ve haysiyetli bir çalışma zeminine emanet etmek.
Uzmanlık sınırını bilmek
Eğitim ve düşünce çalışmasını terapi, tıbbî tedavi, fetva veya hukuk hizmeti gibi sunmamak.
Devamlılık kurmak
Bir oturumluk heyecan yerine okuma, uygulama, takip ve yeniden değerlendirmeyle sürdürülebilir yol oluşturmak.
Neden bu proje?
Çünkü kitap insana değmiyorsa yalnızca rafta, söz hayata değmiyorsa yalnızca havada kalır.
İnsan İnsana Emanettir; eserleri satılan bir ürün olmaktan çıkarıp ortak okuma, canlı müzakere ve kişisel yüzleşme zeminine taşımak için kuruldu. Burada amaç herkesi aynı düşünceye çağırmak değil; insanın kendi hayatına daha dürüst, merhametli, adaletli ve sorumlu bakabileceği bir alan açmaktır.

Doğru kapıdan başlayın